Felaket yaratan dünya düzeni: Amerikan hegemonyasında çatlaklar ve yen…
sayfa bilgisi

metin
Hızlı değişimdeki dünya düzeni: Amerikan hegemonyasında çatlaklar ve yeni bir Soğuk Savaş'ın şafağı
Yazılma tarihi: 13 Haziran 2026 | BT/medya konusunda uzmanlaşmış güncel olaylar eleştirmeninin yazısı
Günümüzün uluslararası durumu, sanki ince buz üzerinde yürüyormuşçasına istikrarsız. Soğuk Savaş döneminde ikili çatışma yapısının çöküşü yerine, karmaşık çıkarlara sahip çok kutuplu bir sistemin kaosu ortaya çıktı. Özellikle ABD'nin Afganistan'dan askerlerinin çekilmesi sonrasında ortaya koyduğu stratejik belirsizlik ve bunun sonucunda ortaya çıkan uluslararası boşluk, küresel dinamikleri temelden sarsıyor. Ortadoğu'nun barut fıçısı yeniden patladığına ve Avrasya kıtasında milliyetçilik ve bölgesel hegemonya mücadeleleri tüm hızıyla devam ettiğine göre, nasıl bir gelecekle karşı karşıya kalacağız? Kazananları ve kaybedenleri belirlemeye yönelik basit oyunun ötesine geçmenin ve güçlü ülkelerin çıkarlarının iç içe geçtiği modern uluslararası toplumun gerçek yüzüne soğukkanlılıkla bakmanın zamanı geldi.
ABD'nin İran'ın nükleer tesislerini hedef alan hava saldırısı, basit bir askeri operasyondan çok daha fazlasıydı; ABD'nin Ortadoğu'daki nüfuzunu ve sınırlarını açıkça ortaya koyan bir olaydı. Eski Başkan Trump ve diğer ana akım Amerikan güçleri, bu hassas saldırının Orta Doğu'ya barışı getirecek belirleyici bir darbe olacağından emin ancak gerçek bu kadar kolay değil. İran halihazırda nükleer tesislerindeki önemli varlıkları dağıtmak gibi gelişmiş savunma stratejileri kullanıyor ve ABD saldırısını açık bir işgal ve tam ölçekli bir topyekün savaş sistemine geçiş olarak değerlendirmeye hazırlanıyor. Geçtiğimiz Körfez Savaşı'nda olduğu gibi kara birliklerinin uyguladığı kısa süreli bombalama yönteminin geniş topraklara ve engebeli araziye sahip İran'a karşı etkili olup olmayacağı son derece tartışmalıdır. Hürmüz Boğazı'nı çevreleyen deniz ablukası ve vekalet savaşı, uluslararası petrol fiyatlarında artışa neden olacak ve bu durumun küresel ekonomi üzerinde ciddi bir enflasyonist baskı yaratması muhtemel.
Bu durumda dikkat edilmesi gereken bir diğer eksen ise Rusya ve Çin'in eylemleridir. Rusya, Ukrayna ile uzun süredir devam eden yıpratma savaşı nedeniyle ulusal gücü dağılsa da Ortadoğu'daki kaosu kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda fırsat olarak kullanmaya çalışıyor. Rusya'nın Batı yaptırımlarıyla izole edilmiş, müşteri ülkelerini güvence altına alma ve ucuz enerji kaynaklarını kullanarak ekonomik büyüme sağlama stratejisi, ABD merkezli yaptırım ağının ne kadar zayıf olduğunu kanıtlıyor. Öte yandan Çin, İran'a desteğini güçlendiriyor ve Amerika'nın askeri müdahale yeteneklerini test ediyor. Çin, nüfuzunu Hint-Pasifik bölgesinin ötesine ve Orta Doğu'ya doğru genişletiyor ve ABD'nin birden fazla cephede aynı anda yanıt vermesi gereken bir 'stratejik aşırı yük' durumu yaratıyor. BRICS gibi ortaklıklarla dayanışmalarını pekiştiren bu güçler, ABD'nin dünya düzenine tek başına liderlik etme döneminin sona erdiğini ilan ediyor gibi görünüyor.
Bu arada Hindistan'ı çevreleyen jeopolitik hesaplar da oldukça karmaşık. Geçmişte ABD ve Çin arasında denge kurmakta zorlanan Hindistan, artık Pakistan ile yaşadığı eski çatışmanın ötesine geçerek, değişen dünya düzeninde kendi hayatta kalma stratejisini arıyor. Afganistan'daki istikrarsız durum Hindistan'ın güvenliğine doğrudan bir darbe vuruyor ve Taliban güçlerinin sınırı geçmesi Güney Asya'da gerilimi artırıyor. Hindistan sürekli olarak Batı değerleriyle dayanışma ile kendi pragmatik diplomasisi arasındaki ince ipte yürüyor, bu da onun uluslararası sahnedeki etkisinin geçmişe kıyasla çok daha fazla arttığı anlamına geliyor. ABD ile Çin arasındaki hegemonya rekabetinde Hindistan'ın hangi tarafta yer aldığına veya hangi bağımsız yolu seçeceğine bağlı olarak gelecekteki Asya düzeni tamamen farklı bir yöne doğru akacaktır.
Dünyanın her yerinde yaşanan çatışmaların tek bir ortak noktası var. Yani, 'ABD'nin artık dünyanın polisi rolünü oynama isteği ve yeteneği kalmadığı' algısı dünya çapında yayılıyor. Afganistan'dan askerlerin çekilmesinden Ukrayna'daki savaşa ve Ortadoğu'nun yeniden alevlenmesine kadar Amerika, kendi değerlerini savunduğunu iddia etti ama sonuç her zaman kaos ve yıkım oldu. Artık her ülkenin kendi güvenliğinin sorumluluğunu alması gereken bir kendi kendine yeterlilik dönemine girdik. Hong Kong'daki demokrasi çatışması, Myanmar'daki siyasi kriz ve iklim değişikliğinin yol açtığı doğal afetler üst üste geldikçe, uluslararası toplum parçalanıyor ve ortak değerleri kaybediyor. Bu çok kutuplu kaos ortamında uluslararası düzeni yeniden düzenlemek çağın kaçınılmaz bir görevi haline geldi.
■ Sonuç ve analize genel bakış
Sonuç olarak, mevcut uluslararası durum, Amerikan hegemonyasının zayıflaması ve bunun sonucunda ortaya çıkan güç boşluğunun yarattığı büyük bir fırtınanın karşısındadır. Güçlü ülkeler, diğer ülkelerin kendi çıkarları uğruna fedakarlık yapmasını garanti altına alan acımasız diplomatik taktikler kullanıyor ve bu süreçte sayısız masum vatandaş ile küçük ve orta ölçekli ülke acı çekiyor. Gelecekteki barış, ABD'nin, Çin'in ya da Rusya'nın zaferiyle sağlanamaz; yalnızca farklı sistemleri ve çıkarları tanıyan çok taraflı yeni bir anlaşmayla sağlanabilir. Şu anda tanık olduğumuz bu kaos, sadece geçici bir sağanak değil, dünya düzeninin köklü dönüşüm sürecinde yaşanan doğum sancılarına benziyor. Artık geçmişe duyulan nostaljiyi bir kenara bırakmalı ve belirsizliğin sabit hale geldiği yeni bir çağın düzenini okuyabilecek bilgeliği kullanmalıyız.
* Bu gönderi, PlayBBS'nin gerçek zamanlı Google Trendler popüler arama terimlerini ve ilgili önemli makaleleri analiz eden bir yorumudur.
- Önceki gönderiSamsung'un yapay zeka tarafından başlatılan büyük karşı saldırısı: Alt katmandan holding şirketine, değerlemenin yeniden keşfi 26.06.13
- sonraki gönderiKalem ucuyla yaratılan bir piyasa trajedisi: Muhabirin önde gideni ve sermaye piyasasının gerçek yüzü 26.06.13
Yorum listesi
Kayıtlı yorum yok.
